BÜKREŞ (KFK Ajans) - Bankingnews tarafından aktarılan Tsargrad haberine göre, Batılı askeri yetkililer Türk ortakları üzerinde Karadeniz'deki doğu sınırlarına destroyör geçişi sağlamak ve Çanakkale ile İstanbul Boğazları'nı Rusya'ya karşı "Büyük Savaş" için bir NATO askeri üssüne dönüştürme izni almak amacıyla baskıyı artırıyor. Haber metninde, Bulgaristan ve Romanya'nın bu jeostratejik oyunda NATO'nun Karadeniz'deki kolları olarak kilit bir rol oynadığı değerlendirildi.
- Batılı askeri yetkililerin Türkiye'den Boğazları NATO geçişine açma talepleri artıyor.
- Romanya, Karadeniz'deki NATO üssü modernizasyonu için 4 milyar avro yatırım yapıyor.
- Türkiye, Montrö Sözleşmesi kapsamında Boğazlar üzerindeki kontrolünü kararlılıkla sürdürüyor.
Romanya'nın Bükreş şehrinin, NATO'nun en büyük kıyı üssünün modernizasyonu için 4 milyar avro hazırladığı belirtilirken, bu tür tüm kıyı yatırımlarının Türkiye'nin tavizsiz savunma tutumuyla karşılaştığı ifade edildi. Yabancı yayında, Türkiye'nin bu uzlaşmaz tavrının Karadeniz'in kapılarını NATO'nun elinden temelli olarak çıkardığı sorusu dile getirildi.
Türkiye'nin Montrö Vurgusu
NATO'nun Karadeniz'deki üsleri, uçakları, füzeleri, istihbarat servisleri ve geniş deniz kabiliyetleri bulunsa da, yabancı yayında tüm bunların tek bir ülkeye, yani Türkiye'ye bağlı olduğu vurgulandı. Metinde, Ankara müttefikleri için İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nı serbest bir askeri koridora dönüştürmeye istekli olmadığı sürece, Washington ve Avrupa başkentlerinin bölgeye istedikleri kadar gemi konuşlandıramayacağı belirtildi.
Türkiye'nin resmi olarak NATO üyesi olmasına rağmen, bu durumun ittifakın Rusya üzerindeki baskıyı artırma fırsatlarından birini sınırladığına işaret edildi. Bu durumun Moskova'ya karşı bir dostluktan kaynaklanmadığı, aksine Ankara'nın Boğazlar üzerindeki kendi kontrolünü koruduğu aktarıldı.
Analizde, Rusya için ise bu durumun çok net bir sonuç doğurduğu ve kıyıdaş olmayan büyük bir güç grubunun Karadeniz'e serbestçe giremeyerek güç dengesini dramatik bir şekilde değiştiremediği ifade edildi. NATO'nun Karadeniz'i Ukrayna'nın savaş cephesinin daha geniş bir sektörü haline getirmeye çalıştıkça, Türkiye'nin rolünün daha belirgin hale geldiği kaydedildi.
Montrö Sözleşmesi'nin Rolü
Geçmişte İstanbul'un yabancı donanmalardan liman girişine gerilmiş zincirlerle korunduğu, hatta 1453 yılındaki fethinde Osmanlıların bu engeli aşmanın bir yolunu bulmak zorunda kaldığı tarihi bilgilere yer verildi. Bugün ise İstanbul Boğazı'ndaki demir zincirlerin yerini, Türkiye'ye savaş gemilerinin geçişi üzerinde özel kontrol yetkisi veren 1936 tarihli uluslararası bir antlaşma olan Montrö Sözleşmesi'nin üstlendiği belirtildi.
Montrö Doktrini'nin, kıyıdaş olmayan güçler için gemilerin Karadeniz'deki tonajı ve kalış süresi konusunda sınırlamalar getirdiği vurgulandı. Ayrıca savaş zamanında Türkiye'nin, savaşan devletlere ait savaş gemilerine Boğazları kapatma hakkını elde ettiği hatırlatıldı. Bu bağlamda, İstanbul Boğazı'nın sadece Avrupa ile Asya arasındaki dar bir su şeridinden öte, tüm bölgenin askeri jeopolitiğinin önemli bir kısmının bağlı olduğu bir nokta olduğu değerlendirildi.
Habere göre, günümüzde sorunun artık "Romanya ve Bulgaristan kıyılarında kaç NATO gemisi var?" olmadığı, aksine "Türkiye bunların kaçının Boğazlardan hangi koşullar altında geçişine izin verecek?" sorusunun çok daha ilgi çekici olduğu ifade edildi.
Ukrayna Savaşı ve Montrö Uygulaması
Ukrayna'daki çatışmanın patlak vermesinin ardından Türkiye'nin, Montrö Sözleşmesi hükümlerini yürürlüğe koyduğu ve savaş gemilerinin her iki taraftan geçişini kısıtladığı anımsatıldı. Bu kararın Rusya için olumsuz bir tarafı olduğu, Moskova'nın diğer filolarından gemileri Boğazlar aracılığıyla Karadeniz Filosu'nu güçlendirmek üzere serbestçe aktaramadığı belirtildi.
Ancak NATO için de sonuçların daha az önemli olmadığı vurgulandı. Washington ve Londra'nın Akdeniz'den Karadeniz'e herhangi bir anda büyük bir güç sevk edemeyeceği ve resmi ittifak üyeliğinin sorunu çözmek için yeterli olmasını bekleyemeyeceği ifade edildi. Dolayısıyla, Türkiye'nin kontrolünün bu tür takviyeleri siyasi bir meseleye dönüştürdüğü değerlendirildi.
NATO ve ABD'nin Karadeniz Stratejisi
NATO'nun birleşik bir askeri-siyasi blok olarak hareket etmeye alışık olduğu, ancak Karadeniz söz konusu olduğunda kendi üyelerinden birinin özel konumunu dikkate alması gerektiği dile getirildi. Türkiye'nin hem ittifakın bir parçası olduğu hem de stratejik öneme sahip bu su yoluna erişimi kontrol eden bir devlet olduğu vurgulandı. Bu durumun Ankara'ya sadece NATO'nun Karadeniz politikasındaki tartışmalara katılma değil, aynı zamanda deniz bileşenini belirleyici bir şekilde etkileme fırsatı sunduğu belirtildi.
Amerika Birleşik Devletleri için Karadeniz'in, Rusya üzerinde baskı uygulama ve NATO'nun doğu kanadını destekleme alanı olarak önemli olduğu ifade edildi. Romanya ve Bulgaristan için ise buranın kendi güvenliklerini güçlendirmeleri gereken bir bölge olduğu kaydedildi. Bu nedenle liman ve askeri altyapının geliştirilmesi, ortak tatbikat planları ve doğu kanatlarının daha da güçlendirilmesi yönündeki tartışmaların sürdüğü aktarıldı.
Ancak kıyıda tesis inşa etmenin bir başka, onlara güçlü bir deniz bileşeni sağlamanın ise tamamen farklı bir mesele olduğuna dikkat çekildi. Bunun, bölgede uzun süre kalabilecek gemiler gerektirdiği vurgulandı. En güçlü Amerikan ve Avrupa güçlerinin önemli bir kısmının Karadeniz dışında konuşlandığına işaret edildi.
Bu noktada Türkiye faktörünün devreye girdiği, Amerikan yönetiminin bölgedeki varlığını artırmaya karar verse bile gemilerin İstanbul Boğazı üzerinden öylece "atlayamayacağı" belirtildi. Geçişlerinin uluslararası bir rejimle düzenlendiği ve Türkiye'nin dış güçlerin Karadeniz'deki askeri varlığının ne kadar derin olması gerektiği konusunda kendine özgü bir algıya sahip olduğu ifade edildi. Washington için bu durumun hoş olmayan bir kısıtlama olduğu, ancak Moskova için ise özellikle faydalı olduğu kaydedildi.
Diplomatik Arka Plan ve Değerlendirme
Karadeniz'in stratejik jeopolitiğinde Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi kaynaklı kontrolü, Batılı askeri güçlerin bölgedeki askeri varlıklarını artırma hedefleri karşısında önemli bir denge unsuru oluşturmaktadır. Romanya'nın NATO üssü modernizasyonu için ayırdığı 4 milyar avroluk yatırım gibi bölgesel askeri kapasite artırma çabalarına rağmen, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki yetkisi, kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz'deki deniz konuşlanmasını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, NATO'nun birleşik bir blok olarak hareket etme arzusuna karşın, ittifak üyesi Türkiye'nin bağımsız karar alma kabiliyetini ve bölgesel güvenlik çıkarlarını ön planda tuttuğunu göstermektedir.
Türkiye'nin Ukrayna'daki çatışma sonrası Montrö hükümlerini her iki tarafa da uygulayarak savaş gemisi geçişlerini kısıtlaması, hem Rusya'nın Karadeniz Filosu'nu güçlendirme kabiliyetini sınırlamış hem de ABD ile İngiltere'nin Akdeniz'den bölgeye takviye gönderme potansiyelini siyasi bir meseleye dönüştürmüştür. Bu yaklaşım, Ankara'nın sadece kendi Boğazlar üzerindeki egemenliğini koruma iradesini değil, aynı zamanda Karadeniz'de bölgesel istikrarı dış askeri müdahalelerden koruma yönündeki diplomatik tutumunu da yansıtmaktadır. Washington için "hoş olmayan bir kısıtlama" olarak algılanan bu durum, Moskova tarafından ise "özellikle faydalı" bulunarak, Türkiye'nin bölgedeki jeopolitik önemini ve etki gücünü bir kez daha ortaya koymaktadır.
💬 Yorumlar 0
✍️ Bir Yorum Bırakın