AMSTERDAM (KFK Ajans) - Türkiye Today tarafından aktarılan habere göre, Amsterdam'da ikamet eden Türk kökenli göçmenlerin tecrübelerini inceleyen yeni bir akademik çalışma, katılımcıların çoğunluğunun kenti güvenli bulduğunu ancak ayrımcılık endişelerinin devam ettiğini ortaya koydu. Polis Akademisi'nden Mehmet Demirbaş tarafından yürütülen ve 2026 yılında Türk Adli Bilimler ve Suç Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan araştırma, 39 katılımcıdan 29'unun Hollanda'nın başkentini genel anlamda güvenli olarak değerlendirdiğini belirledi.
- Araştırmaya katılan 39 Türk kökenli katılımcıdan 29'u Amsterdam'ı genel olarak güvenli bir şehir olarak nitelendirdi.
- Katılımcılardan 23'ü kurumsal ayrımcılık algısını dile getirirken, 15 kişi doğrudan ayrımcılık vakası aktardı.
- Katılımcıların 30'u Türk ve Hollanda aidiyetlerini harmanlayan melez bir kimlik taşıdığını belirtti.
Ocak ve Mayıs 2025 tarihleri arasında 22 erkek ve 17 kadın katılımcıyla gerçekleştirilen mülakatlar ile Amsterdam-West ve Amsterdam-Oost bölgelerindeki saha gözlemlerine dayanan çalışma, güvenlik duygusunun kurumsal eşitlik ve aidiyet hissiyle her zaman örtüşmediğini gösterdi. Araştırmada yer alan 17 kadından 14'ü ile 22 erkekten 15'i kentsel yaşamı genel olarak güvenli bulduklarını beyan etti.
Gece Güvenliği ve Bölgesel Algılar
Daha önceki araştırmaların kadınların suç korkusunu erkeklere kıyasla daha yoğun hissettiği yönündeki bulgularının aksine, çalışmadaki kadın katılımcılar yüksek bir suç korkusu taşımadıklarını aktardı. Kadınlar, gece saatlerinde tek başlarına sokakta yürüyebilme durumlarını Türkiye'deki deneyimleriyle karşılaştırarak Amsterdam'da daha rahat hareket ettiklerini kaydetti.
Hollanda'da doğup büyüyen 31 yaşındaki bir kadın katılımcı gece geç saatlerde müzik dinleyerek tek başına yürüyebildiğini, İstanbul ziyaretlerinde ise muhtemel tehlikelere karşı daha temkinli davrandığını ifade etti. Karaman kökenli 22 yaşındaki bir diğer kadın katılımcı da gece tek başına sokakta yürürken Türkiye'deki gibi endişe duymadığını aktardı.
Katılımcılar kentin her noktasını eşit derecede güvenli görmezken, özellikle turistik alanlarda gece saatlerinde görülen hırsızlık, yasa dışı zararlı madde ticareti ve taşkınlıklardan rahatsızlık duyduklarını belirtti. Erkek katılımcılarda daha belirgin olan mahalle ve etnik risk algısı 17 mülakatta yer bulurken, bu verilerin suçla doğrudan etnik bağ kuran kanıtlardan ziyade bireysel algılara dayandığı vurgulandı.
Eğitim ve İstihdamda Ayrımcılık Endişesi
Kamusal alandaki olumlu güvenlik tablosuna karşın, Türk kökenli sakinler için ayrımcılık önemli bir sorun alanı oluşturmaya devam etti. Görüşmelerde 23 katılımcı kurumsal düzeyde ayrımcılık algısını dile getirirken, 15 kişi şahsen maruz kaldığı veya yakın çevresinde şahit olduğu ayrımcılık hadiselerini anlattı.
Katılımcılar özellikle eğitim kurumlarında, staj başvurularında, işe alımlarda ve terfi süreçlerinde eşitsiz muamele gördüklerini vurguladı. Yabancı veya Müslüman isimlerin istihdamda dezavantaj oluşturduğu algısı öne çıkarken, katılımcılar göçmen ailelerin çocuklarının erken aşamalarda üniversite hazırlık programları yerine mesleki eğitime yönlendirilmesini eleştirdi.
Kültürel Aidiyet ve Polis İlişkileri
Araştırma, Türk kökenli göçmenlerin kültürel aidiyetleri ile Hollanda'daki yaşamlarını nasıl dengelediğini de kayıt altına aldı. Toplam 39 katılımcıdan 30'u sadece tek bir ülkeye ait olmak yerine Türk ve Hollanda kimlik unsurlarını harmanlayan melez bir aidiyet taşıdığını belirtti. Türkiye ile duygusal bağ 23 katılımcının beyanlarında aile ve gelenekler üzerinden korunurken, kadınlar için Hollanda'ya aidiyetin kişisel özgürlükle doğrudan bağlantılı olduğu aktarıldı.
Emniyet birimleriyle ilişkilere dair verilerde ise 22 katılımcının polisle doğrudan hiçbir temasının bulunmadığı tespit edildi. Katılımcılardan yedisi polisle olumsuz deneyim yaşadığını ya da yakınlarının olumsuzlukla karşılaştığını belirterek özellikle mülke zarar ve bisiklet hırsızlığı gibi olayların yeterince soruşturulmadığını öne sürerken, diğer katılımcılar polis memurlarının profesyonel davrandığını ifade etti.
Diplomatik Arka Plan ve Değerlendirme
Akademik çalışma, Batı Avrupa'da yerleşik Türk toplumunun güvenlik ve toplumsal uyum parametrelerine ilişkin somut saha verileri sunmaktadır. Katılımcıların fiziki güvenlik açısından sağladığı yüksek memnuniyet, kurumsal yapılarda hissedilen fırsat eşitsizlikleri ve mesleki engellerle belirgin bir çelişki oluşturmaktadır.
Araştırma sonuçları, Türk diasporasının anavatanla kurduğu duygusal ve kültürel bağları korurken yaşadığı ülkede hak temelli eşitlik talep eden güçlü bir melez kimlik inşa ettiğini göstermektedir. Ayrımcılık iddialarının eğitim ve iş gücü piyasasında yoğunlaşması, göçmen toplulukların kurumsal entegrasyon süreçlerinde liyakat ve şeffaflık beklentisinin sürdüğünü ortaya koymaktadır.


💬 Yorumlar 0
✍️ Bir Yorum Bırakın